Şeker Nedir?

ŞEKER

Yeni evimin ilk yazısıyla karşınızdayım. Yeni evim derken artık Google üzerinden değilde kendi alanım üzerinden yayın yapacağım artık. Biraz heyecan var tabi. Çok istediğim ve nihayetinde gerçekleştirdiğim bir şey bu.
Hayatıma getirdiğim yenilikler bununla da sınırlı değil tabiki. Artık yepyeni bir yeme ve mutfak düzeni oluşturuyorum. Vücuduma hiç bir faydası olmayan ama zaman içerisinde bizi hasta eden şeyleri bir bir çıkarıyorum hayatımdan. Anlatmaya nasıl, nereden başlasam diye düşünüyorum uzun zamandır ŞEKER belasını. Obezite, şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, kanser, karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon ve niceleri şeker yüzünden ortaya çıkıyor. Şeker deyince aklınıza sadece ‘tatlı’ gelmesin; şeker dediğimiz şey aslında karbonhidrattır. Karbonhidratlar meyve, sebze, bakliyatlar, süt ürünleri ve tahıllarda bulunur.  Zararlarını anlatmadan önce karbonhidratları tanımak gerekir diye düşünüyorum. Tabii tüm karbonhidratlar zararlı değildir. Beslenmemizde iyi karbonhidratlar yani yavaş sindirilen karbonhidratlar yer almalıdır. Çok detaya inip kafa karıştırmadan karbonhidratlara bir giriş yapalım.

          KARBONHİDRATLAR

1) MONOSAKKARİTLER
           (Tek şekerler)

Glikoz

Fruktoz

Galaktoz

2) DİSAKKARİTLER
          (İki şekerler)

 Sükroz
(Çay şekeri)

Maltoz
(Arpa şekeri)

Laktoz
(Süt şekeri)

          3) POLİSAKKARİTLER
                     (Çok şekerler)

           Glikojen

           Nişasta

           Selüloz

En kabaca karbonhidratlar bu şekilde sınıflandırılıyor. karbonhidrat çeşitlerine sadece üçer tane örnek verdim. Çok daha fazla örnekle çoğaltmak mümkün ama gerek yok. Bize bunlar yeterli.

Karbonhidratlar açlık anında tüketilen ilk besindir. Hücreler glikozu kullanarak, kendileri için gerekli enerjiyi üretirler. Yani vücut  için elzemdir. Ama ne kadarı? Tahmin ettiğiniz gibi günlük tükettiğimizden çok daha azı bizim için yeterlidir. Peki fazla fazla aldığımız bu şekerler nereye gidiyor? Şeker kanda artmaya başladığı anda pankreasın beta hücrelerinden insülin salgılanır ve kandaki şekeri normal düzeyde tutmaya çalışır.  İnsülinin yaptığı şey şekeri tutarak hücre zarından geçirmektir.; sonrasında hücrelerde enerji üretimi başlar. Şekerin hücre zarından geçebilmesi için basit şekere (tek şeker) dönüştürülmesi gerekir. Ancak bu dönüşümden sonra şeker hücre içerisine alınabilecek boyuta ulaşır. Hücrelerin ihtiyacından fazla miktarda şeker varsa eğer kanda; insülin bunu daha sonra enerji olarak kullanılmak üzere  bir kısmını karaciğer ve kas hücrelerinde glikojen olarak, bir kısmını ise yağ hücrelerinde depolayacaktır. Tabiki bu da sınırsız değildir. Artık depolanamayan şeker kanda serbest olarak bulunacak, bu da vücutta tahribat yapacaktır. Kilo alımı, karaciğer yağlanması ve tip iki diyabetin sebebi  aşırı tüketilen şekerdir.

Burada anlatmak istediğim bir şey daha var. O da hücrelerimizde doğudan enerji olarak kullanamadığımız, bağırsaklardan emilince depolanmak üzere karaciğere giden FRUKTOZ.  Fruktoz meyve şekeridir. Meyve, bal ve pekmezde bolca bulunur. Fruktoz glikoz gibi doğrudan enerji olarak kullanılamaz. Bağırsaklardan emilen fruktozun bir kısmı  glikoza dönüşür bir kısmı ise kana geçerek karaciğere depolanmak üzere gönderilir.  Fruktozun glikoz, glikojen ve  bir kaç maddeye daha dönüşümü kontrolsüz ve hızlıca gerçekleşir. Bunun sonucunda karaciğerde büyük miktarda trigliserit sentezlenebilir. Trigliserit, aynı kolesterol gibi damarlarımızda dolaşan yağlardan biri. Vücutta önemli görevleri var. Ancak kanda bulunması gereken seviyeden daha yüksek bulunması halinde ise damar sertleşmesi ve tıkanıklık ve kalp krizi riskini arttırıyor.

Karbonhidrattan zengin bir beslenme biçimini seçersek eğer yukarıda saydığım dejeneratif hastalıkların görülme olasılığı artacaktır.  Vücutta her şey denge halinde ve düzgün çalışmaktadır. Vücut için zararlı olan şeyler  hemen uzaklaştırılır. Ancak hücreler bunu sürekli yapmaktaysa eğer bir süre sonra baş edemeyecek ve yıkım hücrelerden başlayarak doku ve organlara doğru devam edecektir. Şekerin vücuttaki yıkıcı etkisi kendini kısa vadede göstermeyeceğinden hasta olana kadar bunu anlayamıyoruz. Eğer ki sağlıklıysak sözü edilen hastalıkların bize uğramamasını istiyorsak, beslenme şeklimize dikkat etmeliyiz.

Bundan sonra tariflerimde de bu konuya dikkat edeceğim artık. Gerek ayrı bir yazı olarak gerekse tarifleri verirken karbonhidratlardan bahsetmeye devam edeceğim ve her zaman pişirdiğimiz yemekleri nasıl daha sağlıklı hale getirebilirizin yollarını arayacağım. Alışkanlıkları değiştirmek kolay olmuyor ama denemeliyiz diye düşünüyorum. Yeter ki sağlık olsun!!!

Nazlı

1984 Tekirdağ doğumluyum. Son durağı Ankara olan bir memurum. 2010 yılından beri en güzel hobim olan bloğumu yazıyorum. Annesinin okuyor diye mutfağa sokmadığı; ama bir elinde elma, gözü hamurun kıvamında, yemeğin suyunda olan küçük bir kızdım. Kaçamak girdiğim mutfakta, annemin tarif defterinden kulak memesi kıvamında nişastalı kurabiye hamuru yoğurarak bulaştım bu işlere. Pişirdikçe sevdim, yedirdikçe daha çok pişirdim. Evlendim. Kendi mutfağımda pişirmekten daha da çok zevk aldım. Acemi halimle pişirdiklerimi sevdirdim, tarifler istendikçe mutlu oldum. Paylaşmayı seven yanım ağır bastı, bir anda blog yazmaya karar verdim. Hem içimi döktüm, hem hayatımı paylaştım hem de severek pişirdiklerim başka mutfaklarda da pişsin istedim. Pişirme aşkı, fotoğraf aşkıyla birleşince vazgeçilmez bir tutku oldu benim için. Tek dileğim, bu tutkuyla paylaştığım yemeklerimi sizin de mutfaklarınızda sevgiyle pişirmeniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: