Ayın Röportajı: Makarna, Lütfen!

image 

Yemek bloğu olarak senelerdir yemek tariflerimi yazıyorum ve farklı bir konu üzerinde sanıyorum pek yazmamışım. Daha farklı ne yapabilirim sorusu kafamın içinde bir yerlerde hep. Nasıl ki yemeklere lezzetini katan farklı baharatlar ise ben de bloğuma farklı bir tat katmak için bundan böyle sevdiğim ve takip ettiğim kişilerle her ay bir röportaj hazırlamaya karar verdim. İlk röportajımı kiminle yapacağım konusunda çok da fazla düşünmeye gerek yoktu. İki yıldır ürettiği bol sebzeli ve sağlıklı makarnaları ile aramızda olan Makarna,Lütfen! ile olacaktı. Kendisi benim bitmek bilmez sorularıma sabırla cevap verip kafamdaki bin türlü korku, endişe ve karışıklığı çözmüş biridir ayrıca. Bu ara pek sormuyordum; röportajla bu açığı da kapattık sanıyorum :))

Sosyal medyada özellikle Instagram‘ da özellikle çok aktif Tuğba. Tanıyanların çoğu onu oradan biliyor sanıyorum. Bu röportaj, onu tanımayanlar ve tanıyıp da ürünlerini kullanmayanlar için faydalı olacaktır eminim. Klasik bir tüccar kafasında değil Tuğba tanımayanlar için söyleyeyim. Onda her şey şeffaf. Ne sattığını ve ne yaptığını bilen kişilere has bir kendine güven var ama asla kibir değil. Ne sorarsanız biliyorsa cevap veriyor, bilmiyorsa öğrenip size anlatıyor. Bilgisini hiç çekinmeden ve erinmeden herkesle paylaşıyor.

Kendisiyle bu röportaj için konuşurken “Tuğba keşke karşılıklı yapıyor olsaydık şunu, ne güzel olurdu” dedim. İnşallah ya Ankara’ da ya da Kırklareli’ de bir araya gelip iki lafın belini kıracağız bir gün. Uzaktan ve ilk kez yapılmış bir röportajın eksikleri var elbet ama keyifle okumanızı temenni ediyorum.

Tuğba öncelikle beni kırmayıp ilk röportajımda yanımda olduğun için çok teşekkür ederim. Seni uzun zamandır takip ediyorum ve ürünlerini gönül rahatlığıyla kullanıyorum. Bu sağlıklı ve besleyici ürünlerin daha çok kişiye ulaşması ve aklında soru işareti olanlar için soralım; Makarna,Lütfen!’ in kurucusu Tuğba BAYBURTLUOĞLU kimdir?

Aman efem ne demek teşekkür ederim. Kendi halinde bir anneyim esasında. Araştırmayı, yeni bir şeyler denemeyi seven, senelerce gıda sektörünce çalışıp da kocasının peşine Kırklareli’ne gitmek zorunda kalan; sonra da oralarda iş bulamayınca, gönlündeki işi kuran bir gıda mühendisiyim. Kısa iki cümle oldu belki ama arkasında tam 4 senelik emek var. Kendi sofrasında ne görmek istiyorsa üreten ve bulup satan biri oldum çıktım.

Senin bir de “bir gıda mühendisi anneden gıda ve sağlıklı beslenme notları” isminde bir bloğun var. Ben seni henüz Makarna,Lütfen! markası doğmadan bu blogtan tanıdım. Orada heyecanlı ve oldukça sivri dilli bir Tuğba var. Tuğba gerçekte böyle midir? Yoksa doğru bildiklerini anlatmaya çalışmanın etkisi mi bu?

Aaaa sivri dil mi:)) Vallahi bir hayli tutuyorum ben kendimi esasında, oradan sivri mi gözüküyor dilim? Keh keh. Şimdi kendime ait bir markam da olduğu için marka ismi vermeden bir şeyler yazmaya çalışıyorum. İnsanoğlu her şeyi kendi çıkarına göre manipüle etmeyi seviyor. Ticarette bu çok yapılıyor ve gıda üretimi ve ticareti de bundan payını alıyor. Bazen çok sinir oluyorum bunlara, içim içime sığmıyor yazıyorum. Haksızlığa karşı bağırıp çağıran bir çocuk var içimde, bir de onu dizginleyip daha şık bir şekilde kelimelere aktarmaya çalışan bir aristokrat. Gıda işinde değil de ne bileyim başka bir sektörde de olsam bir bloğum olurdu car car yazdığım sanırım.
Karışık sebzeli tam buğday makarna

Bol sebzeli makarnalarının tadına doyulmuyor. Sebze yemeyen eş ve çocuklar için en güzel besin bence. Ayrıca makarnayı bizim insanımız çok sever. Bence bu çok doğru bir seçim. Bu kadar sebzeyi makarnaya katmak nereden aklına geldi de doğdu Makarna, Lütfen! markası? 

 Teşekkür ederim. En başta eşime sebzeleri nasıl yediririm düşüncesi vardı taa evlendiğimizden beri çünkü eşim yemez belirli sebzeleri, kendisine sebze ırkçısı diyorum ben. Sonra birden hamura katma fikri geldi aklıma. Karnabahar gratene bile bozuk patates muamelesi yapan adam hiç yemediği kerevizi %40 oranında çaktırmadan götürünce pek güzel oldu. Sonra dostlar destek çıktı. İş olanağı zaten yoktu buralarda. Büyük marketler yerine kendim satayım dedim, internet sitesi açtım. Bu arada fason ürettirdim. Burdaki verileri toparlayıp kadın girişimci kredisine başvurdum ve bu parayla da üretimhaneyi kurdum. Azıcık Kosgeb desteği de var işin içinde.

Kendi adıma, gıda konusunda önerdiğin her şeye gözüm kapalı güveniyorum. Sitede kendi ürünlerinin yanında başka firmaların da ürünlerine yer veriyorsun ve geniş bir yelpazen var. Bu işi kurarken işlerin buraya kadar genişleyebileceğini düşünmüş müydün?

Esasında hayır. En başta bir kaç çeşit makarnadan öteye gitmeyiz diyordum ama güvenli gıda isteği çok oldu. Ocak 2015 itibariyle site 2 yaşında ve 200’den fazla ürün var içinde. Ürün sayısını arttıramam, hepsinin stoğunu tutuyorum çünkü ama akıllıca hareketler yaparak devam edeceğim.

imageGelelim hammadde konusuna; sana en çok sorulan sorulardan biridir eminim bu. Kırklareli’ de yaşıyorsun, burası küçük bir şehir. Küçük bir şehirde üretim yaparken hammadde temini konusunda sıkıntı yaşıyor musun? Üretim hanene giren hammaddeleri nereden temin ediyorsun?

Sadece irmik uzaktan yani Konya ya da Antep’ten geliyor ama yapacak bir şey yok çünkü bu şehirler Türkiye’nin irmik deposu. Onun dışında her şeyi yakınlardan almaya çalışıyorum.  Yumurtalar yerel bir organik üreticiden, un fabrikası 50 metre yukarımızda. Her Çarşamba Kırklareli’nin pazarına, bir çok Cumartesi de Şişli Organik Pazara gitmeye çalışıyorum, bunları da zaten sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyorum. Paketli olarak aldığım tüm ürünlerin de üretim izinlerini, analizlerini vb. belgelerini kontrol ediyorum. Kısacası ben “gözüm kapalı ürünlerine güvenirim” diyen senin gibi dostların sorumluluğunu taşıyarak üretim ve satış yapıyorum. İnan çok çok büyük bir yük ve sorumluluk bu. Kılı kırk yarmak zorundayım.

Makarnalarının içerdiği sebze miktarı başka hiçbir markada yok  sanıyorum. Bir makarna %35-40 sebze içerebiliyor. Makarnaya dahil edeceğin sebzeleri seçerken neye dikkat ediyorsun?

Tat uyumuna ve ne kadar tüketilmediğine. Bezelyeli yapmamın bir anlamı yok çünkü çok tüketiyoruz zaten, ya da patatesli. Ama ıspanağı da çok tüketiyoruz fakat ıspanağı yıkaması, hazırlaması zor. Bu yüzden ıspanağı bol kullanıyorum. Dostlar “Hangi sebzeliyi tavsiye edersiniz?” diye sorunca “Hangi sebzeyi yemiyorsanız onu deneyin.” diyorum açıkçası.

Aynı zamanda organik gıda üretim sertifikan var  ve tam tahıllı erişte ile sütlü ve yumurtalı eriştenin organik üretimini yapıyorsun. Ürünlerinin tamamında organik üretim yapmayı düşünüyor musun?

Bu keşke mümkün olabilse, kesinlikle yapmak isterim. Şu anda ki organizasyonu ikisini beraber yapmak üzere kurulu ama inan organik hep önce geliyor. Organik tarım çünkü gerçekten meşakkatli ve bu ilgiyi hak ediyor. Ayrıca kendi kızıma daha çok organik tarım yapılan bir dünya bırakmak istiyorsam daha fazla organik üretim yapmak ve bunu insanlara duyurarak onların da bu sisteme destek olmasını sağlamam gerek.image

Organik demişken biraz da organik tanımından bahsedelim. Herkes doğal bulduğu bir ürüne kolaylıkla organik diyebiliyor. Peki bu doğru mu? Nedir organiğin tanımı?

Esasında çok basit: Sertifikalıysa organiktir. Üzerinde organik tarım logosu varsa organiktir. En en en basit açıklama bu. Bu  logo devlet ve organik sertifikasyon kuruluşu denetiminde, belgeli tarım ve üretim yapıldığını gösterir. Her organik diyene inanmayın lütfen. Bana da çok soru geliyor. Benim ürünlerin başında organik yazıyorsa o sertifikalı organik bir üründür; kalanlar zaten yöresel ve el yapımı ama sertifikalı organik değiller. Bende gizli saklı yok.

Peki biz tüketiciler organik ürün seçerken nelere dikkat etmeliyiz?  Hangi gıdaların özellikle organiğini tüketmeliyiz?

Yumurtada ciddi fiyat farkı yok ve her yerde kolayca bulunabiliyor. Pirinç ve pirinç unu da GDO riskinden ve açıkçası pirinç tarımında çok kimyasal kullanıldığı için organik tüketilmeli düşüncesindeyim. Hamilelik ve bebeğin ilk 1000 gün beslenmesi önemli. Bu devrede mümkün olduğunca organik ve rafine olmayan ürünlerden tüketmek hem bebeğin hem annenin sağlığı için iyi olacaktır.

image

Seni en çok anneler seviyor galiba çocuklarına sebze yedirebildiğin için. Sosyal medya hesaplarında mutlu çocukların senin makarnalarını nasıl afiyetle yediğini görüyoruz. Ek gıdaya geçiş her annenin korkulu rüyası sanırım. Kafası karışık annelere bu süreçte hangi ürünleri satın almalarını önerirsin?

Teveccühünüz efem, benimki işini doğru düzgün yapmak sadece. Bu da her düzgün iş gibi karşılığını buluyor. Ek gıda üzerine de ilk söylediğim panik yapmamaları. Bu bir süreç, bir geçiş dönemi. Ana besin hala anne sütü, yokluğunda doktorun önerdiği mama. Geçişi bir deneme süreci olarak görmek lazım. Çok kaynak var Türkçe’de hatta ben de toparlayıp minik bir e-kitap düşünüyorum siteye eklemek üzere ama bakalım ne zaman elim gidecek. Ama özellikle bebişin doktoru ile sıkı fıkı olmalarını tavsiye ederim. Doktorlarından istedikleri cevabı alamıyorlarsa değiştirsinler. Çok ciddiyim. Hamilelik için de geçerli bu. Sizi dinleyen, tam anlamıyla sorularınıza cevap verecek güvendiğiniz bir doktorla görüşmek çok çok önemli. Ben Peri’nin doktorunu 3 aylıkken değiştirmiştim mesela. Bebişin büyümesinin her aşaması gibi ek gıda da önemli tabi ki. Sadece panik olmasın, alerji yapması düşük ihtimal meyve ve sebzelerle başlansın, 3 gün bekleme kuralına uyulsun yeter. Sonrası çorap söküğü gibi gelecektir.

 

Sorduğum sorulara sabırla cevap verdiğin için teşekkür ederim Tuğba. Son olarak Yemekçinin Mekanı okuyucularına ne söylemek istersin? 

Ne demek görevim. Ufak ufak yanıtladım, herkesin sorularına açığım. Biliyorsam yanıtlarım, bilmiyorsam bilene danışıp öyle yanıtlarım:)) Nazlı’cım ben teşekkür ederim bu röportaj için.

*Fotoğraflar Makarna,Lütfen!‘ in satış sitesi ve Instagram hesabından alınmıştır.

Nazlı

1984 Tekirdağ doğumluyum. Son durağı Ankara olan bir memurum. 2010 yılından beri en güzel hobim olan bloğumu yazıyorum. Annesinin okuyor diye mutfağa sokmadığı; ama bir elinde elma, gözü hamurun kıvamında, yemeğin suyunda olan küçük bir kızdım. Kaçamak girdiğim mutfakta, annemin tarif defterinden kulak memesi kıvamında nişastalı kurabiye hamuru yoğurarak bulaştım bu işlere. Pişirdikçe sevdim, yedirdikçe daha çok pişirdim. Evlendim. Kendi mutfağımda pişirmekten daha da çok zevk aldım. Acemi halimle pişirdiklerimi sevdirdim, tarifler istendikçe mutlu oldum. Paylaşmayı seven yanım ağır bastı, bir anda blog yazmaya karar verdim. Hem içimi döktüm, hem hayatımı paylaştım hem de severek pişirdiklerim başka mutfaklarda da pişsin istedim. Pişirme aşkı, fotoğraf aşkıyla birleşince vazgeçilmez bir tutku oldu benim için. Tek dileğim, bu tutkuyla paylaştığım yemeklerimi sizin de mutfaklarınızda sevgiyle pişirmeniz.

Ayın Röportajı: Makarna, Lütfen!” için 2 yorum

  • 13 Ocak 2015 tarihinde, saat 18:46
    Permalink

    Nazlıcım çok güzel bir röbortaj olmuş… Tuğba’yı bir etkinlikte tanıma fırsatım oldu. O günden beri takdir ettiğim ve desteklediğim bir arkadaşım oldu. Ürettiği makarnalar harika lezzetli ve sağlıklı…
    Bir çok ürününü severek kullanıyorum. Her ikinizin de emeğine sağlık canım…
    Takipteyim:)))) sevgiler….

    Yanıtla
    • 13 Ocak 2015 tarihinde, saat 20:50
      Permalink

      Filizcim çok teşekkür ederim yorumun ve güzel sözlerin için 🙂
      Tuğba ürettiği ürünler ve kişiliği ile gerçekten çok seviliyor.
      İnşallah işleri hep güzele ve daha iyiye gider.
      Sevgiler canım.

      Yanıtla

Görüşleriniz benim için oldukça değerli.

%d blogcu bunu beğendi: